Skip to main content

Konfor alanının dışına doğru çıkarken

Karar verme süreci

Bu yazıyı okumadan önce serinin ilk yazısı “Dünyaya tekrar gelsem nasıl bir hayat isterdim?” yazısını okumanızı tavsiye ederim :)

Başka bir ülkede yaşamaya karar verdiğimiz o akşam dün gibi aklımda. Böylesine radikal bir karar almak için belki daha uzun bir zamana ihtiyacınız olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat bazen içgüdülerinize yani kalbinizin sesine inanın. Çünkü bir anda karar vermiş gibi olsak da aslında yaşam deneyimlerimiz bizi bu noktaya getirmişti. İçgüdülerimi dinleyip, aldığım kararların bana pişmanlıkla döndüğünü hiç hatırlamıyorum. Aslında olaya şöyle bakıyorum. Doğru veya yanlış karar diye bir şey yok; her şey deneyim.

Hayatta yaşadığımız her şey bizim için ve bu deneyimler bizi varolduğumuz insan yapıyor. Bir şeyi çok istediğimiz halde olmuyorsa da bizim için, oluyorsa da… Sebebini belki o anda bilmiyoruz fakat yaşam yolculuğumuzda zamanı gelince o şeyin neden o zaman gerçekleşmediğini anlıyoruz.

Karar vermeyi zorlaştıran şeyler

Bir şeye karar verirken bu anı zorlaştıran şeylerden biri aslında daha kararı vermeden sonucunu düşünmek. “Nasıl olacak?”, “Yapabilir miyiz acaba?”, “Ya hayal ettiğim gibi olmazsa?”, “Düzenimi bozmaya değer mi?”, “Ardımda bıraktıklarıma ne olacak?”  gibi sorularla zihin bizimle oyun oynuyor aslında.

Karar vermeyi zorlaştıran bir diğer şey ise toplumsal baskı. Ülke değiştirmek, bir yere taşınmak, bir süreliğine işi bırakıp seyahat etmek gibi şeyler bizim toplulumuzda “wow” etkisi yaratıyor. “Ya gidip sevmezsem ve geri dönersem?”, “İnsanlara ne derim?”, “Kesin başaramadı diyecekler.” gibi düşünceler hep toplumsal baskı.

Biz bunların hiçbirini yaşamadık. Daha önce hiç deneyimlemediğim bir şeyle ilgili olumsuz şeyler düşünmek istemedim. Toplumsal baskıyı ise genel olarak hayatımıza sokmadık zaten. Bu yüzden bu kararı verdiğimiz ilk anda hiç zorlanmadık.

Bu kararı Cemal ile birlikte verdik. Ne ben Cemal’i buna zorladım, ne de o beni böyle bir karar almaya zorladı. Kararı birlikte almış olmamız tüm süreci daha kolay bir hale getirdi. Çünkü enerjimizi hep süreci planlamaya ve aksiyon almaya harcadık. Bu durum tabii ki bir avantaj. Fakat bir ikna etme sürecimiz olsaydı da sabırla bunun için uğraşırdık.

Nasıl bir hayatımız vardı?

Başka bir ülkede yaşama kararını verdiğimiz an “Nasıl bir hayatımız var ve nelerden vazgeçeceğiz” diye hiç düşünmedik. Gerçekten tek bir şeye odaklandık. Çünkü o an için bu sürecin en önemli kısmı sadece karar verme aşamasıydı. Kaldı ki insanın düşünce tarzı o kişinin yaşam tarzı demektir. Olumsuza yönelip olumsuzu düşünüp hayatımıza farklı olumsuzlukları çekmek istemedik.

Fakat nasıl bir hayatımız vardı diye merak edenler varsa kendi fanusumuzun içinde dışardan bakıldığında güzel bir hayatımız vardı. İkimiz de Türkiye’nin en iyi firmalarında çalışıyorduk. Üstelik ben birlikte çalışmayı hayal ettiğim biri ile çalışıyordum. Benim için her sabah ofise gelmek gerçekleşmiş hayalime bakmak gibiydi. Kısacası yaptığım işi aşkla ve tutkuyla yapıyordum. Yoğun bir çalışma temposuna rağmen kendimize vakit ayırabiliyor haftanın neredeyse 5 günü spora gidiyor, koşuyor ve yoga yapıyorduk. Her ay mutlaka bir kere yurtdışına seyahat ediyorduk. Harika değil mi? Fakat İstanbul gibi büyük bir şehirde bunları yapabilmek için başka şeylerden ödün vermek gerekiyor. En azından bizim profilimizdeki insanlar için.

Başka bir ülkeye taşınmak için evimizi boşaltmak, eşyalarımızı elden çıkarmak ve severek çalıştığımız işlerimizi bırakmamız gerekiyordu.

Ne kaybederiz ki?

Korkularınızın sizi yönetmesine izin vermezseniz böyle kararlar almaktan da korkmazsınız. Geçen gün biri yazmış ki “Böyle bir karar almak çok zor olsa gerek ama asıl zorluk oraya gittikten sonra başlıyordur.” Bu kararı vermiş bir çift olarak şunu söyleyebiliriz ki bir şeyi eğer gerçekten çok istiyorsanız o şeyi yapmak için ne gerekiyorsa yapıyorsunuz zaten. O yüzden zor olan karar vermemek değil, korkularınızın sizi yönetmesine izin vermeye devam etmek.

Biz şöyle düşündük; başka bir ülkede yaşam hep aklımızın bir köşesindeydi zaten. Hayatımızın geri kalanında “keşke deneseydik” dememek için bu deneyimi yaşamalıydık. Çünkü ancak deneyerek nasıl bir şey olduğunu bilecektik :) Bu yüzden ne kaybederiz ki deneyelim dedik. Zira bizim için ev, eşya bir kayıp bile değil.

Tüm kalbimizle inandığımız bir şey var ki mucizeler konfor alanından uzaklaşınca gerçekleşiyor.

Karar verdikten sonra

Başka bir ülkede yaşama kararını verdikten sonra bunu ailelerimiz, çalıştığımız yerler ve arkadaşlarımızla paylaştık. Ailelerimiz tabii ki daha duygusal davrandı ama bir kere bile gitmeyin demediler. Zaten seyahat etme rutinimize alıştıkları için bu fikir onlara çok tuhaf gelmedi. Hatta gidin ve deneyimleyin, mutlaka bir yol bulursunuz dediler. Benim patronumla bu kararı paylaştığım gün hayatımdaki en zor günlerden biriydi. Bayağı salya sümük şeklinde geçti. Fakat aldığım sonsuz destek bana daha da güç verdi. Arkadaşlarımız… Onlar zaten bu fikri duydukları andan son ana kadar bize hep destek oldular.

İlk yazımda da bahsettiğim gibi aslında başka bir ülkede yaşamak istemenin tohumları zihnime yıllar önce atılmıştı. Birçok kere küçük girişimlerde de bulunduk ama hiç devam ettirmedik. Demek ki o kadar da çok istememişiz aslında. Eğer sizin de böyle bir hayaliniz varsa korkacağınız en son şey ev, eşya, araba, iş kaybetmek olsun. Bunlar yerine koyabileceğiniz şeyler ama bir şeylerin içinizde ukte olarak kalması, o keşkeler ya da o acabalar sadece sizin hayatınızı değil, sizden sonra gelecek neslin de hayatını etkiliyor.

Hayallerinize ve içinizdeki yapabilme gücüne inanın ve istediğiniz şey her ne ise asla vazgeçmeyin. Hatta yazıyı bitirirken bize de çok ilham olan Sia’nın Never Give Up şarkısını dinleyin :)

Harika bir gün olsun

Dünyanın öbür ucundan kucak dolusu sevgiler <3

Bir sonraki yazım yaşayacağımız ülkeye nasıl karar verdik ve neden Avustralya olacak :)

Dünya Benim Evim’i Facebook ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz.

Konfor alanının dışına doğru çıkarken” hakkında 12 yorum

  1. Pazartesi sendromu mu uçtu gitti yine çok güzel bir yazı olmuş hayatımıza dünyanın öbür ucundan dokunmaya devam et ki biz de motive olmayan devam edelim iyi ki varsın 😍💞🌏

  2. Öznur yaa nasıl yaptığınızı, işten ayrılma, orada işe nasıl başladığınızı anlatmamışsın :( Sence çocuklu olmak bir engel mi?

    1. Yaaa ne kadar minnoş insanlar takip ediyor beni! Güzel enerjiler havada uçuşuyor sayenizde <3

  3. En en en güzel cümlen “Doğru veya yanlış karar diye bir şey yok; her şey deneyim.” o kadar katılıyorum ki buna, ben de dünyanın bir ucunda yaşamaya karar verdiğimde yazında bahsettiğin korkularım vardı, tabi bu 3 sene önceydi ve ben 24 yaşındaydım, belki de bu korkuları atmak için gerekli kafa olgunluğuna sahip değilmişim. Orada geçirdiğim 2.5 senede çok mutlu olduğum ya da zorlandığım anlar da oldu ama geriye bakınca en çok hissettiğim duygu tam da senin bu cümlende söylediğin şey, her şey bir deneyimdi ve hiç pişman olmadım. Şimdilik bir süre Türkiye’de olmak istiyorum sonrasını yine kimse bilemez :)
    Çok severek takip ediyorum Öznur karşınıza hep en güzel şeyler çıksın Avustralya’da bol şanslar <3 bu yazı serisinin devamını da heyecanla bekliyorum

    1. İnsan o anda yaşarken bazen başına gelen şeylerin neden geldiğini anlayamıyor ama hayat bi yapboz gibi her parçası bizi biz yapıyor. Güzel dileklerin için çok teşekkür ederim <3

  4. gözlerim dolarak okudum yine..yazarken o klavyeye her basışında yaşadığın heyecanı ve içtenliği kalbimde hissettim❤️ Canım Öznur sana kocaman sarılıyorum🌍

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir