Skip to main content

Malta Gezi Rehberi

Malta’ya gidiş fikri nerden çıktı?

2015 yılında Malta’ya gitmek aklımıza gelse de zaten çok fazla seyahat planladığımızdan Malta’ya gidememiştik. Sonra bir gün THY kampanya yaptı ve aklıma Malta geldi. Haziran ayında planladığımız bir seyahat olmadığından 18-20 Haziran tarihlerine biletimizi aldık. THY kampanyası sayesinde biletlerimize iki kişi 857 lira ödedik.

Malta’ya kaç gün ayırmalıyım?

Uçağımız Malta’ya sabah 9.50’de vardı ve dönüş uçuşu akşam saat 18.55’ti. Biz Malta’ya 3 gün ayırdık fakat 1 gün daha kalabilirmişiz diye düşündük zira son gün biraz koşturmacalı oldu. O yüzden bu sorunun cevabı bence Malta’ya en az 4 gün ayırmalısınız.

Malta’da ulaşım ve araç kiralama

Malta’daki ana ulaşım aracı otobüs. Biletinizi otobüsün içinde şoförden alabilirsiniz. Bilet fiyatı kışın 1,5 euro, yazın ise 2 euro. Otobüsler sabah 5.30 ve gece 23.00 saatleri arasında çalışıyor. Eğer ulaşım aracı olarak otobüsleri kullanacaksanız otobüs tarife bilgilerine şu linkten ulaşabilirsiniz.

Malta’ya gitmeden önce yaptığım araştırmada araç kiralamanın ucuz ve daha kolay olduğunu okuyunca biz de araba kiralamaya karar verdik. Çünkü zaten 3 gün kalacağımızdan otobüs bekleyerek vakit kaybetmek istemedik.

Arabayı havaalanındaki Gold Car’dan günlüğü 12 euro’ya Peugeot 208 kiraladık. Full kasko almadığımız için kredi kartından 1350 euro depozito ödedik. 3 günde 270km yol yaptık ve benzine 21 euro ödedik. İlk kez araç kiralamaya bu kadar az para ödedik diyebilirim. İyi ki araç kiralamışız çünkü hem zamandan tasaruf ettik hem de rahat bir şekilde gezdik.

Bilsen iyi olur: Malta’da direksiyon tıpkı İngiltere ve İngiltere sömürge ülkelerinde olduğu gibi sağ tarafta. Biz daha önce Güney Afrika’da 2 hafta bu şekilde araba kiraladığımız için direksiyon konusunu hiç düşünmedik bile. Zaten Cemal adaptasyonun gayet hızlı ve kolay olduğunu söylüyor :)

Malta’da hangi diller konuşuluyor?

Malta’nın ulusal iki dili var. Biri Maltaca diğeri ise İngilizce. Biz seyahatimiz boyunca konuştuğumuz herkesle çok kolay bir şekilde iletişim kurduk. Zaten çok sıcakkanlı ve yardımsever bir halk. İtalyanca da yaygın bir şekilde kullanılan diğer dil.

Malta’da hangi para birimi kullanılıyor?

2008 yılından itibaren Malta’nın ulusal para birimi euro. Fakat Malta, Fransa, Almanya, İspanya gibi ülkelere göre çok daha ucuz bir ülke.

Malta’da konaklamayı nerede yapmalıyım?

Malta’da konaklamayı her zamanki gibi öncelikle airbnb üzerinden baktık fakat umduğumuzu bulamadık. Bu yüzden ikinci en çok kullandığımız konaklama aracı olarak booking.com’a baktık ve harika bir otel bulduk: The Burrow Host Family Bed & Breakfast.

img_7615

img_7622

img_7913

Malta’nın Tarxien bölgesinde bulunan otelimiz Malta’lı bir aile tarafından işletiliyor. Valetta şehir merkezine araba ile 10 dakika uzaklıkta ve geleneksel Malta mimarisinde bir binada işletiliyor. Bize otelin en üst katında bulunan, mini teraslı en güzel odasını verdiler ve inanılmaz memnun kaldık. 2 gece için 2 kişi kahvaltı dahil 140 euro ödedik. Gözüm kapalı tavsiye ediyorum bu oteli.

img_8320

Malta ile ilk tanışma…

Arabaya binip havaalanından çıkar çıkmaz pencereden yüzümüze çarpan sıcak hava ile “evet, adadayız” hissini yaşadık. Meraklı gözlerle etrafıma bakarken Malta’yı nasıl hayal ettiğimi düşündüm ve aslında kafamda Malta’yı hiç tasvir etmediğimi farkettim. Kalacağımız otele doğru giderken tek kelime ile şaşkındım çünkü kendimi Malta’da değil de bir Orta Doğu şehrinde gibi hissediyordum. Toprak renkli taş mimari ve sıcak hava kendimi Lübnan’da hissettirmişti. Cumbalı evlerle dolu sokaklardan geçtikçe bir an önce otele eşyalarımızı bırakıp Malta sokaklarında kaybolmak istedim. O anki halimi tanımlayan 2 kelime vardı; şaşkın ve heyecanlı.

img_7704

Kısa kısa Malta kültürü ve tarihi

  • Uzun ve renkli bir tarihe sahip olan Malta sırasıyla Fenikeliler, Kartacılılar, Romalılar ve Bizans İmparatorlukları tarafından fethedilmiş ve her imparatorluk kendinden bir şey bırakarak terketmiş bu adayı.
  • Milattan sonra 60 yılında St. Paul Roma’ya giderken Malta açıklarında bir gemi kazası geçiriyor ve böylelikle Hristiyanlığı Malta’ya yaymaya başlıyor.
  • Milattan sonra 870 yılında ise Malta adası Araplar tarafından fethediliyor ve günümüz Malta’sında hem mimaride hem de Malta dilinde Arap etkisini görmek mümkün.
  • 1530 yılına kadar Malta, Sicilya’nın bir parçası olarak Sicilya’yı yöneten Normanlar ve Aragonlular tarafından yönetiliyor.
  • Malta, 1530-1798 yılları arasında V Charles tarafından St. John Şövalyelerine miras bırakılıyor.
  • Şovalyelerle birlikte altın çağlarını yaşayan Malta 17. ve 18. yüzyıllarda kültürel anlamda Avrupa’nın en önemli merkezi halini aldı.
  • Caravaggio, Mattia Preti ve Favray kiliseler ve saraylar tasarlayarak Malta adasının kültürel anlamda gelişmesini ve öne çıkmasını sağlayan sanatçılar.
  • 1798 yılında Mısır’a doğru giden Napolyon, Malta adasını şövalyelerden alarak burayı fethediyor fakat Malta’daki Fransız etkisi çok uzun soluklu olmuyor çünkü Maltalılar İngilizler’den yardım istiyor.
  • Malta, 1800 yılında İngilizler tarafından kuşatılıyor.
  • 1800 yılından 1964 yılına kadar İngilizler tarafından yönetilen Malta adası 1964 yılında bağımsızlığını ilan ediyor.
  • Malta’nın eğitim, yönetim ve mevzuatları İngiliz sistemine göre uyarlandı.
  • Malta, 10 yıl sonra Cumhuriyet ile yönetilmeye başlandı.
  • 1994 yılında Avrupa Birliği’ne üye başvurusu yaptı ve 2004 yılında Avrupa Birliği’ne girdi.

Gördüğünüz gibi Malta tarih boyunca birçok imparatorluğun yönetimi altında kalmış ve bugün Malta,  mutfak kültüründen; mimariye, konuşulan dilden; yaşam şekillerine kadar bu ülkelerden izler taşıyor.

Malta’yı nasıl gezeyim?

Malta’ya gitmeden önce yaptığım araştırmalarda okuduklarımdan kafam baya karışmıştı. Çok fazla yer ismi ve çok fazla bilgi vardı. Bu yüzden ben çok kısa bir şekilde Malta’da gezilebilecek yerleri bölge bölge yazacağım. En azından benim yaşadığım kafa karışıklığını siz yaşamamış olursunuz :)

Malta, 3 adadan oluşuyor. Bunlar; Malta, Gozo ve Comino

Bir de bu adalarda yer alan kasabalar var. Bunlar; Valletta, Mdina & Rabat,  Victoria, Marsaxlokk, St. Julian’s gibi…

Malta’yı 3 bölgeye ayırıp gezebilirsiniz. Malta adası, Gozo adası ve Comino adası

Malta adasında görmeden dönme

Malta’da ilk gezmeye başladığımız yer Malta adası oldu. Ülkeye adını veren Malta adası aynı zamanda ülkenin yönetim merkezi ve Malta sokakları tarihi anlamda bir görsel şölen tadında.

Valletta

Malta adasının kalbi başkent Valletta’da atıyor. Valletta’ya vardığımızda kelimenin tam anlamıyla deli dana gibi bir aşağı bir yukarı sürekli sürekli yürüdüm. Bir sokağı kaçırıcam diye ödüm koptu! İnanılmaz bir renk cümbüşü. Uzun caddeler ahşaptan yapılmış rengarenk cumbalı binalarla dolu. Sokaklar cıvıl cıvıl ve her köşeden sokak sanatçılarının etrafa yaydığı harika müzikler yükseliyor. Arnavut kaldırımlı daracık sokaklarla dolu bir yer Valletta. Dahası ise kapıları. Malta’nın rengarenk kapıları. Normalde 10-15 dakikada yürünecek bir sokakta 1 saat vakit geçirdiğim bile oldu. Malta’nın renkli kapılarına bayılacaksınız.

img_7629

img_7630

img_7662

img_7691

Küçük meydanlara inşaa edilmiş ihtişamlı kiliseleri gördükçe büyüleniyor,kendimi bazen bir adada bazen İtalya’nın küçük bir kasabasında bazen de Orta Doğu’da gibi hissediyordum. Valletta hayal ettiğimden çok daha farklıydı ve bana çok daha fazlasını verdi.

Valletta’da görmeden dönme:

  • South Street, Trig II-Merkanti, Trig Ir Repubblika, Trig Zakkeriya, It-Teatru Il Qadim sokaklarında mutlaka yürüyün. Cumbalı evlerin oluşturduğu görüntüye bayılacaksınız.
  • Church of Our Lady of Victory, Church of St. Catherine, St. John’s Co-Cathedral kiliselerini sadece mimarisini görmek için bile gezin.

img_7659

img_7664

img_7707

img_7749

img_7758

  • John’s Meydanı, Republic Meydanı ve St. George’s Meydanına uğrayın. St. George meydanının arkasında Arap mimarisinde inşaa edilmiş bir bahçe var. Sarı renkli taştan inşaa edilmiş yapıya eşlik eden yeşil bitkiler nefis bir atmosfer yaratıyor.
  • Malta’nın birçok yeri Game of Thrones dizisine plato olmuş durumda. Bunlardan en ünlüsü Upper Barrakka Garden. Malta’ya tepeden bakarken, Akdeniz’in mavisi ile Arap esintili sarı taşlı mimariyi birarada göreceksiniz. Adanın en güzel manzarasına sahip noktası Upper Barakka Garden.

img_7878

img_7881

img_7886

img_7887

img_7776

Mdina

Barok stilinde yapılmış yüksek bir kapıdan geçip, içeri girdiğimde beni karşılayan şey koskoca bir sessizlik içinde kireçtaşından yapılmış, daha ilk bakışta kendine hayran bırakan orta çağ mimarisiydi. Yavaş yavaş yürümeye başlayıp, küçük meydandan labirent gibi uzayıp giden sokağa girdiğimde artık 2016 yılında değil de M.Ö 700 yılındaymışım gibiydi. Etrafı yüksek surlarla çevrili bu Orta Çağ şehrinde adeta zamanda yolculuğa çıkmış gibiydim ve tek yaptığım şey hayranlıkla ve merakla yürümekti. 0,9 km2’lik bir alana yayılan Mdina’da sadece 292 kişi yaşıyor ve sokaklar o kadar sessiz ki burada hala yaşam olduğuna inanamıyor insan. Kireçtaşından yapılan binaları renkli kapılar ve binayı kaplayan sarmaşıklar süslüyor.

img_7917

img_7937

img_7973

img_7983

Mdina, Malta’nın ilk yerleşimcileri olan Fenikeliler tarafından kurulmuş ve adını Arapça’dan alıyor ve “Imdina” diye okunuyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Mdina aynı zamanda Avrupa’nın en güzel antik sur şehri.

Orta çağ ve barok mimarisinin birarada olduğu ender yerlerden biri Mdina ve benim sadece Malta’da değil genel olarak hayatımda gördüğüm en etkileyici yerlerden biri. Defalarca aynı sokaklarda yürümemize rağmen bu büyülü şehirden hiç ayrılmak istemedim.

img_7934

img_7929

img_7980

img_7986

Mdina’da görmeden dönme:

  • Şehrin giriş kapısından içeri girip biraz yürümeye başlayınca karşınıza küçük bir meydanda John’s Katedrali çıkacak. Barok stilinde inşaa edilen bu kilise genellikle kapalı ama yeterince şanslıysanız – bizim gibi- bir düğüne veya özel törene denk gelebilirsiniz.
  • Malta, Game of Thrones dizisinin çekildiği yer bakımından oldukça zengin. Eğer siz de bir GOT’cu iseniz Mdina’yı ilk bakışta tanıyacaksınız :)
  • Mdina oldukça küçük bir yer zaten ve genel olarak bu şehrin tüm sokaklarında yürümeli ve akşam yemeğini mutlaka bu tarihi şehirde yemelisiniz.

img_7978

img_8006

Rabat

Mdina’nın surları dışında kalan bölge Rabat, Mdina’ya göre daha büyük ve daha kalabalık fakat buna rağmen Mdina’daki kireçtaşından yapılan binalar Rabat’ın da en önemli simgesi diyebilirim. Mdina’dan çıkıp Rabat’a 5-10 dakikada yürüyebilirsiniz. Mdina’nın şaşkınlık yaratan sessizliğinden sonra Rabat’ta kurulan açık hava pazarı ve kilise meydanına kurulan müzik şöleni akşamımızı renklendirdi. Rabat sokakları da tıpkı Mdina sokakları gibi hayranlık uyandırıcı. Mdina’ya gelip, Rabat’a uğramadan dönmeyin.

img_8037

img_8021

img_8030

img_8032

Marsaxlokk

Güney liman anlamına gelen Marsaxlokk, Malta’nın en büyük ve en renkli balıkçı kasabası. Marsaxlokk, Malta tarihi açısından da oldukça önemli çünkü Fenikeliler’in gelip yaşadığı ve ticaret yapmaya başladığı ilk yer de burası, Türklerin Malta’daki Büyük Donanma sırasında gemilerinin karaya oturduğu yer de…

img_8080

img_8100

Pazar günleri sahil hattına kurulan büyük balık pazarını görmek için seyahatimizin Pazar gününü Marsaxlokk’a ayırdık ve balık pazarındaki tezgahlar arasında gezmekten çok keyif aldık. Marsaxlokk’un en dikkat çekici imgesi Luzzus olarak bilinen bizdeki nazar boncuğuna benzeyen gözlerin resmedildiği renkli balıkçı tekneleri. Marsaxlokk limanı bu renkli teknelerle ortaya harika bir manzara çıkartıyor.

img_8106

img_8142

Marsaxlokk’ta görmeden dönme:

  • Eğer mümkünse Marsaxlokk’a Pazar günü gidin ve balık pazarında mutlaka vakit geçirin. Pazarlar yerel hayatı gözlemlemeye de fırsat yaratıyor.
  • Luzzus diye adlandırılan renkli teknelerle Marsaxlokk liman turu yapabilir ya da teknelere uzaktan da bakabilirsiniz.
  • Marsaxlokk’un kıyı şeridi çok renkli fakat ara sokaklarda da mutlaka vakit geçirin.
  • Kasabanın bir de küçük bir meydanı var. Bu meydanda bulunan Marsaxlokk Klisesi’ne yakından bakın.

img_8090

img_8117

img_8149

img_8159

St. Julian

Malta’nın en lüks semtlerinden biri St. Julian. Bunda lüks otel zincirlerinin ve lüks restoranların burada olmasının payı büyük. Malta’nın gece kulüpleri ile ünlü Paceville bölgesi de St.Julian’da olduğundan burayı Malta’nın en kalabalık ve en hareketli yeri olarak düşünebilirsiniz.

Valetta, Mdina, Rabat ve Marsaxlokk’un aksine St.Julian’daki mimari beni çok etkilemedi. Fakat sahil boyunca yürümek keyifli bir akşam aktivitesi oldu diyebilirim.

img_8304

St. Julian’da görmeden dönme:

  • Julian’ın deniz kenarında bulunan restoranlarından birinde mutlaka akşam yemeği yiyin.
  • Malta gece hayatını deneyimlemek isterseniz Paceville’ya mutlaka uğrayın.
  • Julian’ın en ikonik yapılarından biri Neo-Gotik stilinde inşaa edilmiş bir kilise. O yüzden Spinola Bay’de mutlaka yürüyüşe çıkın.

img_8314

Comino Adası’nda görmeden dönme

Romalılar döneminde çiftçilerin yaşadığı Comino adası daha sonraları korsan gemicilerin uğrak yerlerinden biri olmuş. Şövalyelerin adaya gelmesi ile Comino Malta’nın savunma kalesi halini almış. Günümüzde ise Comino adasında bir otel dışında yerleşim yeri yok ve motorlu taşıt kullanımı yasak. Bu yüzden adaya vardığınızda nefis ot kokuları saracak etrafınızı.

Malta’nın yerleşimi Malta’nın en küçük adası Comino şnorkelle yüzmek ve dalış yapmak isteyenler için adeta bir cennet. Adanın ana cazibe merkezi Blue Lagoon. Biz de bir günümüzü Blue Lagoon’da geçirmek üzere Comino adasına gittik.

img_8201

Blue Lagoon

Turkuaz rengi ve kristal kadar berrak suyu ile Blue Lagoon adeta bir cennet! Blue Lagoon’un zemini bembeyaz kum olduğu için denizin rengi gerçekten göz kamaştırıyor ve burası hem Maltalılar hem de turistler tarafından deyim yerindeyse akına uğruyor. Daha önce bu kadar turkuaz ve pırıl pırıl bir denize girmemiştim. Comino adasına gelenler genellikle sadece Blue Lagoon için geliyor ve Blue Lagoon bu ilgiyi gerçekten hakediyor.

Bilsen iyi olur: Blue Lagoon Mayıs-Ağustos ayları arasında en yoğun dönemini yaşıyor. Bu sebeple eğer Blue Lagoon’e gelmeyi planlıyorsanız mutlaka erkenden gelin çünkü burası küçük bir koy ve iki küçük kum plajı dışında insalar fok balıkları gibi kayalıklar üzerinde güneşleniyor :)

img_8203

img_8271

Comino adasındaki Blue Lagoon’e nasıl gidilir?

Biz Blue Lagoon’a Marfa limanından kalkan küçük teknelerle kişi başı gidiş-dönüş 10 euro vererek ulaştık ve yolculuk yaklaşık 20 dakika sürdü. Bir diğer opsiyonda Cirkewwa iskelesinden kalkan teknelerle gitmek. Marfa ve Cirkewwa iskelesinden kalkan tekne saatlerine şu linkten bakabilirsiniz. Dönüşümüz oldukça maceralı oldu çünkü çok fazla dalga vardı ve dalgalarla gaza gelen kaptan bizi uçurdu. En son karşımda oturan 2 japon üzerime doğru uçuyorken Marfa limanına vardık. Marfa limanına araba ile geldiyseniz aracınızı Riviera Hotel’in arkasındaki otoparka ücretsiz parkedebilirsiniz.

Gozo Adası’nda görmeden dönme

Yaklaşık 30.000 kişinin yaşadığı Gozo adası Malta’nın ikinci büyük adası. Malta ve Comino adasına göre Gozo adası daha kırsal ve doğal güzellikler açısından daha zengin. Adanın özellikle kıyı şeridi ve sessiz sokakları görülmeye değer. Gozo adasının Xewkija bölgesinde bazı sokaklar var ki baktığınızda kireçtaşının sarımsı rengi ortaya şahane kareler çıkartıyor. Bir de Gozo adasında dikkatimi bir diğer şey evlerin kapısında Meryem’in küçük heykelleri ve “tanrı bu evi korusun” yazılı küçük tabelaların bulunmasıydı.

img_8340

img_8357

Azure Window

Gozo adasında görmeyi en çok istediğimiz yer Azure Window’du ve aslında bu adaya sadece Azure Window’u görmek için geldik diyebilirim. Azure Window’un bulunduğu bölge kireçtaşı kayalıkları ile kaplı bir alan. Bu bölgenin en görkemli doğal kayalığı sonsuz maviye açılan pencere şekli ile tabii ki Azure Window. Rüzgar ve dalgaların kayaya çarpması ile yıllar içinde şimdiki pencere şeklini alan Azure Window’da biz de saatlerce kayaya vuran dalgaları izledik. Azure Window’a ve kayalıklara çarpıp havaya yükselen dalgaların ortaya çıkardığı görüntü öylesine hayranlık verici ki uzun süre izleyip doğaya karşı bir kez daha sonsuz sevgi ve saygı duydum…

img_8412

img_8418

img_8448

img_8473

Bilsen iyi olur: Game of Thrones Malta’yı çok sevmiş olacak ki Daenerys ve Drogo’nun düğün sahnesi Azure Window’da çekilmiş.

Victoria old town

Gozo adasının eski şehri Victoria adını İngiliz Kraliçe Victoria’dan alıyor. Victoria’nın birbirini kesen küçük sokakları balkondan sarkan rengarenk çiçeklerle ve renkli kapılarıyla mutlaka görmeniz gereken yerlerden. Victoria’nın bir de Piazza Indipendenza adında tatlı bir meydanı var. Bu meydanda bulunan cafelerde oturup, vakit geçirebilirsiniz.

Gozo adası diğer adalara göre oldukça sakin ve huzurlu. Biz iyi ki buraya da gelmişiz dedik ve hızlıca yemek yedikten sonra havaalanına gitmek üzere feribotla Malta adasına geçtik.

img_8371

img_8481

img_8496

img_8500

img_8513

Gozo adasına nasıl gidilir?

Gozo adasına Cirkewwa limanından kalkan feribotlarla yaklaşık 25 dakikalık bir yolculukla varabilirsiniz. Eğer araba kiraladıysanız mutlaka araba ile geçin çünkü Gozo adasında, Azure Window’a gitmek için arabaya ihtiyacınız olacak. Fiyat ise yolcu 4,65 eur, araç ise 15,70 eur.

Bilsen iyi olur: Feribota en az 15-20 dk erken gelmenizde fayda var çünkü yaz aylarında günü birlik ziyaret tavan yaptığı için kuyruk olabiliyor. Biz sabah feribota giren en son araçtık ve o gün dönüş günümüz olduğundan bu duruma deliler gibi sevinmiştik :) Feribot saatlerine şu linkten bakabilirsiniz.

Bizim Malta’dan beklentimiz çok düşüktü. Klasik bir adadır diye düşündüğümüz yer özellikle mimari açıdan bizi inanılmaz etkiledi. Daha önce kireçtaşından yapılmış bu kadar yapıyı, birbirinden renkli ahşap kapıları, ilginç objeli kapı tokmaklarını, balkonlardan sarkan renkli çiçekleri birarada görmemiştim. Hem tarihi olarak hem kültürel olarak hem de sunduğu lezzetler bakımından biz Malta’ya bayıldık. Tekrar gitmeyi çok istediğim yerler listesine bile girdi! O yüzden eğer aklınızda Malta diye bir yer yoksa olsun, inanın pişman olmayacaksınız… :)

img_8517

img_7849

img_8177

Dünya benim evim’i facebooktan ve instagramdan takip edebilirsiniz :)

Bir tarihin izinde Malta mutfağı ve restoran önerilerim için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir