Skip to main content

Toskana Köyleri

Italyan rüyası seyahatimizin son durağı Toskana köyleri yazımı araya giren seyahatlerden dolayı yazamamıştım fakat üzerinden daha uzun zaman geçmeden yazmak için harita ve seyahat notları ile dolu kutumu açıp, Toskana notlarımı temize çektim ve işte karşınızda büyüleyici doğa manzaraları ile Toskana köyleri…

Toskana köylerine nasıl gidilir?

Toskana’nın başkenti Floransa’dan Toskana köyleri yaklaşık 1,5 saat uzaklıkta. Biz İtalya seyahatimizi “road trip” şeklinde yaptığımızdan Floransa’dan Toskana köylerine araba ile gittik. Şimdi internetten tren ile ulaşım olup olmadığına baktım, varmış fakat köyler arası mesafe oldukça yakın olduğundan ve rotanın sunduğu enfes manzaradan dolayı ben kesinlikle araba kiralamanızı tavsiye ediyorum.

Rotamızı nasıl çizdik?

Toskana bölgesinde birçok köy var fakat bir gün içinde bütün köyleri görmem mümkün olmadığından biz rotamızı Montepulciano, Pienza, Montalcino, Colle di Val D’elsa ve San Gimignano olarak çizdik ve aklımızda “ah bir de şurayı görseydik” diyeceğimiz hiçbir yer kalmadı. Bu rotayı izlemenizi gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.

Yolda giderken…

Cemal bana Toskana köylerine de gideceğiz deyince çok heyecanlandım. Gözümün önüne hemen Toskana’nın yemyeşil doğası ve uzayıp giden tepeleri geldi. Floransa’dan yola çıktığımızda “hadi hadi! Ne zaman başlayacak ovalar, ağaçlar” diyerek Cemal’in başını birazcık şişirmiş olsam da 1 saatlik yolculuğun ardından rotamızdaki ilk köy olan Montepulciano yazılı tabelalarla birlikte hayalini kurduğum manzara bize eşlik etmeye başladı.

Tablolara konu olmuş Toskana bölgesi: Val d’Orcia

Yüksek bir tepe üzerine kurulu Montepulciano köyüne yaklaşırken Val d’Orcia’nın sunduğu görsel şöleni kelimelerle anlatmak mümkün değil. Dünya, insanı görür görmez büyüleyen yerlerle dolu ve ben o yerlerden birinin içindeydim. Uzun ve ince bir yolda ilerlerken bize yeşilin her tonuna bürünmüş ovalar ve birbirinden güzel selvi ağaçları eşlik ediyordu. İçinde bulunduğumuz coğrafya sanki gerçek değil adeta bir tablo gibiydi. Defalarca arabayı durdurup Val d’Orcia’nın sunduğu manzaraya bıraktık kendimizi. Daracık kır yolu üzerinde Montepulciano’ya doğru yaklaşırken etrafımız naif tepelerle ve lal renkli üzüm bağları ile çevrelenmişti bile…

Montepulciano köyü

Montepulciano’ya vardığımızda karşımıza tarihi Ortaçağa dayanan bir kapı çıkıyor. Köyün içine araba ile girmek yasak, park yönlendirmelerini takip edip arabamızı park ettik.

Bir tepenin zirvesine kurulu bu dağ köyü Rönesans stilinde binalarla süslü ve İtalya’nın en önemli gastronomi merkezlerinden biri. Taşlarla bezeli sokakları şarap mahzenleri ile dolu olan bu köy Siena aristokrasisi ve saray tarafından asillerin şarabı olarak anılan ve asil şarap anlamına gelen “Vino Nobile” nin ana vatanı. Peyniri, domuz salamı, mercimeği, yer mantarı ve “pici” isimli makarna türü ile meşhur bu köy daracık sokaklardan Rönesans saraylarının ve kiliselerin olduğu meydanlara doğru açıyor kapısını.

Görmeden ve tatmadan dönme…

V dell’opio nel corso, 14 numara’daki mozaik atölyesini gördüğümde hemen içeri girdim. İçeride bir amca mozaik taşlarını çekiç yardımı ile minicik parçalara bölüp bir tablo yapıyordu. Tek kelime İngilizce bilmemesine rağmen bizi çok sıcakkanlı bir şekilde karşıladı. Yolunuz Toskana’nın Montepulciano köyüne düşerse bu mozaik atölyesini mutlaka görün ve mozaik tablosunun nasıl yapıldığını izleyin.

Cantina Contucci Şarap Mahzeni: 13.yüzyıldan bu yana yaşayan şarap mahzenlerine ev sahipliği yapan bu köy İtalya’nın en değerli üzümlerinden birinin yetiştiği üzüm bağları ile dolu. Bu küçük Toskana köyü adım başı şarap mahzenleri ile dolu. Biz Cantina Contucci’de Vino Nobile di Montepulciano şarabını tadarken az kalsın sarhoş oluyorduk. Çünkü tadımlar normal kadehlerde oluyor ve Montepulcianolular oldukça gönlü bol insanlar :) Fiyatı 6€ ‘dan başlayan Vino Nobile di Montepulciano şaraplarından almadan eve dönmeyin!

Adres: Via del Teatro, 1, Montepulciano

Piazza Grande / Büyük Meydan:  Italya’nın küçücük köyü bile meydanlarla süslü ve ben etrafı saray ve kiliselerle dolu meydanlarda oturup insanları izlemeye bayılıyorum. Montepulciano bir tepeye kurulu olduğundan köyü gezerken biraz tırmanmak gerekiyor. O tırmanışlar sizi Piazza Grande’ye çıkaracak. Oturup insanları izleyin ve biraz soluklanın. Bu meydanın keyfini çıkarmadan dönmeyin.

Palazzo Ricci / Ricci Sarayı: Daracık sokaklarda ilerlerken göreceğiniz Palazzo Ricci önünden geçtiğinizde ilginizi çekecek ilk şey mimarisi fakat zaten İtalya’da mimariye doyacağınızdan önünden geçip gidebilirsiniz- yapmayın- :) İçeriye girin ve ilerleyin. Terasından dünyanın en huzur verici, en yeşil, en kartpostal güzelliğindeki Toskana manzarasını izleyin. Gerçekten büyüleyici. Öyle ki bildiğim yeşiller yeşil değilmiş meğer…

Caffe Poliziano: 1868 yılından beri Montepulciano köyünün en güzel cafesi olarak günümüze kadar gelen Caffe Poliziano art nouveau stilinde inşaa edilmiş. 1992 yılında aslına uygun şekilde restore edilen bu cafenin iç tasarımı da oldukça vintage. Nazik garsonlar eşliğinde cafenin içinde yürürken karşımıza çıkan sahneden büyülenmemek mümkün değil. Küçük bir balkonda iki tane ferforje sandalye ve bir küçük mermer sehpa gerisi ise alabildiğine uzayıp giden üzüm bağları, zeytin ağaçları ve yeşilin her tonundaki naif, küçük tepeler… Toskana’nın nefes kesici manzarasına karşı içtiğimiz prosecconun o tadı her zamankinden çok daha güzeldi. Caffe Poliziano’da o balkon boşalana kadar bekleyin ve yaşayacağınız anın keyfini çıkarın.

Adres: Via di Voltaia 27

Trattoria di Cagnano: Montepulciano’nun en ünlü yemeği pici isimli makarnası. Spagettinin biraz daha kalını olan bu makarna türü bolonez soslu ya da porçini mantarlı yapılabiliyor. Piciyi yiyebileceğiniz en güzel yer ise Trattoria di Cagnano. Çok nazik ve ilgili garsonlar sayesinde ben porçini mantarlı Cemal ise bolonez soslu pici ve birer kadeh Vino Nobile şarabından sipariş verdik. Yetmedi bir de kahve fincanı içine yaptıkları tiramisudan da yedik ve midemize güzel bir ziyafet çekmiş olduk. Her şeyin taze ve ev yapımı olduğu bu restoranda yemek yemeden bu güzel köyden ayrılmayın.

Montepulciano köyünde planladığımızdan daha uzun süre kaldık. Bir sonraki istikamet; Pienza köyü

Pienza köyü

Montepulciano köyünden çıkıp Pienza’ya doğru yol alırken yaklaşık 25 dakika süren bu yolculuğu adeta bir film karesindeymişim gibi yaşadım. Bir kartpostalın içinden geçiyormuşum gibi hissettiğim anlarda hala yeşilin bu kadar tonu olduğuna ve o tonların hepsinin bu vadide toplandığına inanamıyordum :) Hayatımda hiç yol boyunca uzayıp giden üzüm bağları görmemiştim. Hayatımda hiç bu kadar çok zeytin ağacı da görmemiştim.

İnanılmaz keyifli geçen yolculuğun sonrasında küçük bir tepenin üzerinde karşıladı bizi Pienza. Val d’Orcia vadisinin göbeğinde yer alan bu ortaçağ kasabası UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınmış. Pienza köyü, seçkin İtalyan Hümanistlerinden biri olan Papa II Pius’un doğduğu yermiş. Papa II Pius bu köyde doğduğu zaman ailesi Siena’dan buraya sürgün edilmiş. Aradan yıllar geçtikten sonra doğduğu yeri unutmayan Papa II Pius, Pienza’yı Rönesans mimarisine uygun bir şekilde yeniden yaptırmış. Bu tasarım ile birlikte yeni şehircilik kavramları ve hümanist şehir planlama şekli ortaya çıkmış ve Pienza bunun ilk örneği olarak İtalyan tarihinde oldukça önemli bir yere sahip. Bu kavramlar öncelikle İtalya’nın kasabalarında ve şehirlerinde sonrasında ise Avrupa’da uygulanarak yaygınlaşmış.

Büyük bir kapıdan Pienza kasabasına giriş yaptık ve “Corso Rosselino” yolu üzerinde yürümeye başladık. Burası Montepulciano’ya göre biraz daha kalabalıktı ama yine de sakindi. Pienza köyü, Rönesansı günümüze taşıyan binaları ile bizi adeta zamanda yolculuğa çıkardı. Sokak sanatçılarının çaldığı klasik müzik eşliğinde, burnumuzda Pienza’nın meşhur peyniri pecerinonun kokusuyla yavaş yavaş, her anın keyfini çıkarak keşfetmeye başladık Pienza’yı.

Biraz daha ilerleyince sağ ve sol tarafımda görünen manzara tek kelime ile nefes kesici! Gerçekten başka nasıl anlatırım bilmiyorum. Ben o manzarada aylarca vakit geçirebilirim. Toskana manzarasının en güzeli Pienza köyünde. Hani “ölmeden önce görmeniz gereken yerler listesi” hazırlıyorlar ya işte Toskana köyleri ve işte bu manzara o listenin ilk sırasında yer almalı. Yaşattığı huzuru tanımlamak çok güç.

Pienza köyünde şuraya gidin, burayı görün ya da görmeden dönmeyin diyebileceğim bir yer yok çünkü Pienza’yı yavaş yavaş, anı yaşayarak, karış karış gezmelisiniz. Her sokağını, her meydanını, o manzara her karşınıza çıktığında… Bir de “love route” var Pienza’da. Via dell’ amore ve via dell’ bacio yani aşk ve öpücük sokakları. Oraya da bir uğrayın ve hatıra fotoğrafı çektirin sevgilinizle :)

Karnımız tok olduğundan burada bir şey yemedik. O yüzden kendim yemediğim için şurada yiyin burada yiyin diye öneride bulunamayacağım.

Montalcino köyü

Pienza köyünden hiç ayrılmak istemesem de 25 dakikalık, yine müthiş huzurlu ve yeşil dolu bir yolculuk sonrasında Montalcino köyüne vardık. Arabamızı kasabanın dışındaki park alanına park edip yürüyerek bu küçük kasabayı gezmeye başladık.

İtalya’nın yıllandıkça değerlenen ve en karakterli şarabı olan Brunello şarabının ana vatanı işte bu köy. Montalcino’nun mimarisi de tıpkı diğer Toskana köyleri gibi. Buraya vardığımızda akşamüzeriydi ve sokaklar birbiri ile sohbet eden İtalyanlarla doluydu. Dükkanını kapatmak üzere olan amcaya yoldan geçen bir kadın bağırıyor “buon pomeriggio” . Diğer tarafta bir taşın üzerine oturmuş yaşlı kadınlar. Bize de selam veriyorlar “ buongiorno” diye karşılık veriyoruz biz de sanki İtalyanca biliyormuş gibi “buongiorno” diyip gülümsüyoruz :)

Montalcino meydanında 1888 yılından kalma Caffe Fiaschetteria var. Burada mutlaka bir yorgunluk kahvesi için. İtalya’nın en değerli şarabına ev sahipliği yapan bu kasaba şarap mahzenleri ile dolu. Biz de kapanmak üzere olan bir şarap mağazasına kendimizi atıyor, hızlı bir tadım ve bilgilendirmeden sonra birkaç şişe Brunello şarabı ile hem kalacağımız yer olan hem de bir diğer ortaçağ kasabası olan Colle di Val D’elsa’ya doğru yola koyuluyoruz.

Azienda Agricola Case Basse, Tenuta Ciacci Piccolomini d’ Aragona ve Poggio Antico şaraphanelerinden birini ziyaret etmeden bu köyden ayrılmak yok :)

Colle di Val D’elsa kasabası

Montalcino kasabasından Colle di Val D’else ortaçağ kasabası yaklaşık 1 saat 15 dakika uzaklıkta. Burada kalmak istememizin sebebi hem diğer Toskana ksabalarına göre daha uygun olması, hem lokasyon olarak Toskana’da olması, hem de ertesi gün uçuşumuzun olduğu şehir Bolonya’da 2 saat uzaklıkta olması.

Yalnız yolda birazcık kaybolduk. Bu arada kaybolmak söz konusu olmuşken bir şeyden bahsetmek istiyorum. Bazen mail alıyorum ve “ilk yurt dışı seyahatimiz ve kaybolmaktan korkuyoruz” diyorlar. Kaybolmaktan hiç korkmayın. Daha önce hiç olmadığınız bir ülkedesiniz kaybolmaktan daha güzel bir şey var mı? :) Biz kaybolduğumuz zamanlar hiç stres olmuyoruz. Bakıyoruz birbirimize “en nihayetinde dünyanın en güzel yerlerinden birindeyiz” deyip o anın keyfini çıkarıyoruz.

Nitekim Toskana bölgesinde kaybolmak kadar güzeli de yok :) Neyse ki bir kasabanın içinden geçerken durup akşamüzeri sohbetine çıkan İtalyanlara adresi gösterdik. Genç bir çocuk bildiği tüm İngilizce kelimeleri kullanarak bize anlatmaya çalıştı. Sonra fötr şapkalı bi adam geldi. O da vücut dili ile bize adresi anlattı. Doğru anlamışız, yaklaşık bir 10 dakika sonra kalacağımız yere vardık.

Toskana’da nerede kaldık?, 14 – 53034 Colle di Val d’Elsa – Siena – ITALY

Demir ferforje bir kapıdan arabayla içeri girdiğimizde bizi yemyeşil bir bahçe ve dar bir patika yol karşıladı. Çiçekler, ağaçlar ve daha önce hiç görmediğim bitki örtüsü ile kaplı bir çiftlik evindeydik. Gerçekten rüya gibi bir yer. Yol bitince arabayı park ettik ve karşımızda 3 katlı bir taş ev çıktı. Zaten tüm gün boyunca beni büyüleyen Toskana doğası bir kez daha iş başındaydı. Maria, son derece güler yüzlü bir şekilde bizi karşıladı ve odamızı gösterdi. Hava kararmak üzereydi, hemen bavulları bırakıp otelin bahçesine çıktık. Selvi ağaçları ile kaplı bu bahçe adeta orman gibiydi. Bahçenin yeşili ve gökyüzünü kaplayan turuncumsu renk ortaya enfes bir manzara çıkarmıştı. Bu anı hatıralarımıza ekleyip İtalya’da ki son akşam yemeğimizi yemek üzere eski şehre gittik.

Ortaçağ kasabası…

Colle di Val D’elsa kasabasının sokaklarında yürürken artık hava kararmıştı. Sokaklarda tek tük insan vardı. Yerler taştı ve binalardan süzülen sarımsı ışık kasabaya mistik bir hava katmıştı. Biraz daha ilerleyince kasabanın içinden bir nehir geçtiğini gördük. Elsa nehri kıyısında olduğu için bu kasabaya ” Elsa Vadisi’nin Tepesi” demişler. Bir köprüden geçtikten sonra yine büyük bir kapıdan sanki başka bir kasabaya geçiş yaptık. Kasabanın en iyi korunmuş bölgesi olan “Colle Alta” Ortaçağ’dan bu yana korunmuş bir şekilde günümüze kadar gelmiş. Sokağa yansıyan sarımsı ışık altında adeta eski zamanlarda yürüyor gibiydik. Üzerimdeki kıyafet ve konuştuğum dil ile o ana çok ait olmamakla birlikte kendimi o ana kaptırmış gidiyordum.

II Torrione Ristorante

Adres: Via Dell Porta Vecchia, 23, Colle di Val D’Elsa

İtalya’da son akşam yemeğimizi haritada yerini dahi bilmediğim ve adını doğru bir şekilde söyleyemediğim bir kasabada yedik. Menüden önüme ne geldiyse söyleyip İtalyan yemeklerinin ve son akşamımızın keyfini çıkardık. Garson kız Polonyalıydı ve bu kasabadan biriyle evliymiş. İtalyancası adeta bir İtalyan gibiydi. Nerden mi bu kanıya vardım, kelimeleri uzatması ve ellerini kullanması bile bir İtalyan gibiydi :) Yemeklerin hepsi çok lezzetliydi. O akşam kalabalık bir İtalyan aile de bu restoranda yemek yiyordu. Onları izlemek çok keyifliydi. Bir de içlerinden birinin doğum günüydü o akşam. “Tanti auguriiiiii” yani “mutlu yıllar” sesleri restoranı kaplarken yemeğimizin üzerine ikram edilen limonchellolarımızı içtikten sonra bir kez daha el ele tutuşup seyahatimizin rüya gibi geçtiğini konuşup otelimize gittik.

Rotanızı bir kere bu cennete çevirin. Gürültüden, insandan, kalabalıktan uzak yemyeşil vadilerde doğanın mucizesi Toskana’ya gelin. Şatolarda, katedrallerde büyülenin. Meydanlarda dinlenin, gerçek olduğuna bir türlü inanamadığınız manzaraya bakın ve anlarınıza yeni bir anı ekleyin.

Bir sonraki yazım ortaçağ kasabası San Gimignano

Dünya benim evimden sevgiler

İtalyan rüyası nasıl başladı yazım için tıklayınız.

Kızıl şehir: Bolonya yazım için tıklayınız.

Evrenin mucizesi: Venedik yazım için tıklayınız.

İtalyan rüyası: Venedik yazım için tıklayınız.

Aşkın başkenti: Verona yazım için tıklayınız.

Garda Gölünün incisi Sirmione kasabası yazım için tıklayınız.

Rönesansın kalbi: Floransa yazım için tıklayınız.

Beni instagramdan ve facebooktan takip edebilirsiniz.

Toskana Köyleri” hakkında 8 yorum

  1. Yazı da fotoğraflar da müthiş… İtalya’ya her gidişimde mest olup dönüyorum, bağbozumu zamanı bu bölgeye gitmek istiyordum, güzel bir rehber oldu bana… Emeğinize sağlık…

    1. Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. İtalya gerçekten bıkmadan sıkılmadan gidilebilecek bir yer. Bağbozumu zamanında Toskana benim gördüğümden daha enfes bir yer olur. Şimdiden iyi seyahatler diliyorum size :) Sevgiler

  2. O kadar şahane bir yazı ki bayıldım.
    Biz de Toskana bölgesini gezeceğiz ve inanılmaz yardımcı oldunuz bize…
    Çok teşekkürler

  3. Yazılarınızın tümüne bayılıyorum. Kutlarım. Bu yaz ben de toskana bölgesine gideceğim. Yazıınızdan yararlanıyorum. Yazarın adını ve profiline de merak ediyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir