escort balçova Karşıyaka escort izmir İtalyan Rüyası: Venedik | Dünya Benim Evim Skip to main content

İtalyan Rüyası: Venedik

Bolonya’dan sabah erkenden yola çıktık ve istikamet Venedik. 1,5 saatlik araba yolculuğundan sonra Venedik’in ana karasına vardık. Eğer siz de bu rotayı gerçekleştirirseniz bilginiz olsun otobanda hız limiti aksi belirtilmedikçe 130 km.

Venedik’e araba ile gitmek istiyorum, arabamı nereye park edebilirim?

Venedik’e araç girişi yasak olduğundan öncelikle arabayı otoparka götürmemiz gerekiyor. Zaten ana karadan girişte “P” harfi ile park alanları yönlendirmeleri bulunuyor. Venedik, özellikle yazın çok turist çektiğinden, oldukça kalabalık oluyormuş ve otoparklarda uzun kuyruklar oluyormuş. Bu bilgiyi gitmeden edindiğimiz için San Marco otoparkına online rezervasyon yaptırdık. Online rezervasyonun kuyrukta beklememe ve yerini garanti etme gibi artıları var o yüzden aklınızda bulunsun mutlaka online rezervasyon yaptırın.

San Marco otoparkında günlük araç parkı 30€, eğer online öderseniz 28€ :) Euroyu Türk lirasına çevirdiğinizde eminim bu rakam yüksek gelecektir fakat bu kadar turistik bir şehirde bu rakam bize o kadar da fazla gelmedi açıkçası.

San Marco otoparkına rezervasyonu buradan yapabilirsiniz.

Büyüleyici Venedik sokakları

Arabayı park ettikten sonra kiosktan aldığımız harita üzerinde işaretlenmiş rotaya kendi araştırdığımız noktaları da ekledikten sonra yürümeye başladık. İtiraf etmeliyim ki bu zamana kadar Venedik’e gitmek hiç aklıma gelmemişti. Genellikle çok turistik olan, herkes tarafından bilinen şehirlerdense daha az kişi tarafından bilinen küçük şehirleri daha çok seviyorum. Mesela Ukrayna’nın Lviv şehrini Barcelona’dan kesinlikle daha çok sevmiştim. Neyse diyeceğim o ki ben bu şehre her ne kadar belli etmesem de çok ön yargı ile geldim. Fakat o da ne! Adım attığım andan itibaren ben bu şehre hayran kaldım! Küçük taş köprülerden geçip, masmavi Adriyatik denizi üzerinde salınan kayıkları, gondolları görmeye başlayınca karşımdaki bu rengarenk şehir beni tuttu ta içine çekti. Adımlarımı büyük bir heyecanla attığım, her sokak köşesinden başka bir dünya sunan bu şehre bayıldım.

Sokaklar, evler, lacivert tişörtlü ve hasır şapkalı gondolcular, denizin rengi, insanların keyfi öyle güzel ki. Bir süre sonra haritayı cebimize koyduk ve Venedik sokaklarında yorulmadan, bıkmadan, sıkılmadan yürüdük. Sadece tek bir kişinin geçebileceği darlıktaki sokaklar bizi hep küçük bir meydana çıkardı, bu yol çıkmaz herhalde dediğim her yol beni Adriyatik denizine çıkardı. Ben hayatımda bu kadar güzel bir şehir görmedim.

Rengarenk çiçeklerin binaları süslediği, bahçelerinden palmiyelerin, sarmaşıkların eksik olmadığı, balkonlarından muhabbetin sokaklara taştığı, benim için tarihi eser gibi duran ama aslında Maria’nın, Lorenzo’nun evi olan Venedik sokaklarında kaybolduk. Siz de öyle yapın, kaldırın haritayı bir kenara ve bırakın kendinizi Venedik’in büyüleyici sokaklarına…

Köprüler şehri Venedik

Venedik’te araba yok, otobüs yok, ambulans yok, polis arabası yok, korna yok, egzoz dumanı yok, trafik yok, bisiklet bile yok :) Çünkü şehrin mimarisi buna uygun değil. Sadece 400’den fazla köprüye ek olarak bir de Venediklilerin yaşamlarını kolaylaştırmak üzere kapılarının önüne yaptırdığı şahsa ait köprülerle Venedik tam bir köprü cenneti. Her 5 dakikada bir köprü geçilen bir şehir desem hiç abartmış olmam diye düşünüyorum :) Geçtiğim her köprüde şöyle bir durup evleri, evler arasında uzayıp giden çamaşır iplerini, pencerelerden sarkan orta yaşlı kadınları, binaların tuğlalarını, iki bina arasında kalan su üzerinde salınan gondolcuları izledim hep. Venedik’ten birkaç bin fotoğraf ile dönmüş olmamın sebebi de bu sanıyorum :)

İrili ufaklı köprünün yanı sıra Büyük Kanal (Grande Canal)üzerine kurulu çok ünlü köprüler de var.

Rialto Köprüsü / Ponte di Rialto

Büyük Kanal üzerindeki en yüksek, en büyük, en görkemli ve en eski köprü olan Rialto Köprüsünün yapımına 1588 yılında başlanıyor. Büyük kanal üzerindeki ilk köprü olma özelliğini de taşıyan Rialto Köprüsü başlangıçta ağaçtan bir köprü iken köprünün yanması ve çökmesi sebebiyle yeniden taş köprü olarak yapılıyor ve o gün bugündür Venedik’in en büyük köprüsü olma özelliğini taşıyor.

Rialto köprüsüne çıkan uzun merdivenlerden sonra bizi karşılayan manzara olağanüstüydü. Burası Venedik’in en renkli yerlerinden biri ve iki yakayı birbirine bağlamasının yanı sıra çok sayıda küçük mağazaya da ev sahipliği yapıyor. Fakat köprünün üstü o kadar kalabalıktı ki sağımı solumu boş yakalayıp fotoğraf çektirmek hayal oldu :) Tavsiyem sabah erken saatlerinde gitmeniz.

Rialto Market / Mercato di Rialto San Polo, Campo de la Pescaria, 30125

Bu köprünün gelişimine katkı sağlayan en önemli şey Rialto Market (Mercato di Rialto). Köprünün yanı başına kurulan bu balık, meyve ve sebze pazarı Pazar günleri hariç her gün 07:30-13:30 arasında açık. Venediklilerin köpekleri ve pazar arabaları ile alışveriş yaptığı bu pazar yeri aynı zamanda sokak sanatçıları tarafından yapılan canlı müzikle tam bir panayır alanına dönüşüyor. Pazarı dolaştıktan sonra aldığımız dağ çileğini büyük kanala bakan bir köprünün merdivenlerine oturarak afiyetle yiyoruz :) Kesinlikle bu pazarı görmeden, sevdiğiniz bir şeyi alıp kanal manzarasına karşı yemeden dönmeyin :)

İç Çekiş Köprüsü / Ponte dei Sospiri

Bu köprünün hikayesi çok acıklı. Beyaz kireç taşından yapılmış, etrafı kapalı olan ve pençelerinde taştan ızgaralar bulunan bu köprü Düklük Sarayı ile Yeni Hapishane arasında. Mahkumların hücrelerine gitmeden önce üzerinden geçtiği ve Venedik’e taş ızgaralardan son kez baktığı köprünün adı buradan geliyor.

Rio terra farsetti sokağının sonundaki köprü

Bana sorarsanız bu köprüler içindeki en güzel en eğlenceli köprü ve bölgesi rio terra farsetti sokağının sonundaki köprü. Burayı yine tesadüfen bulduk ve tüm yorgunluğumuza rağmen 1 saat ayakta dikilerek kanal kenarındaki sokak sanatçılarının etrafa yaydığı müziği dinledik. Akşamüzeri gittiğimiz bu köprünün sağı solu, üzeri, altı her yeri Venediklilerle doluydu. Her yaştan insanın toplandığı ve müziklerle eğlenip dans ettiği bu köprüyü mutlaka görmelisiniz. Bir müzik grubunun çaldığı birbirinden güzel İtalyan şarkıları dinlerken Venedik’e bir kez daha vuruldum. Köprünün üzerinde kanaldan geçen botları izlerken Venediklilerin yaşam şekillerine de tanıklık etmiş olduk. Kimi anne çocuğunu okuldan almış eve dönerken kimi aileler bebekleriyle çıktıkları akşam gezisine müziğin ritmine kapılarak eşlik ediyordu. Bu eğlenceli ana ortak olmak isteyen gençler evde yapıp getirdikleri içkileri ile botların içinde dans ederek eğleniyordu. İçimin müthiş bir huzur ve şükürle dolduğunu hissettim ve bir kez daha evrene bana bu anı yaşattığı için teşekkür ettim…

Meydanlar

San Marco Meydanı / Piazza San Marco

Napolyon’un “dünyanın en güzel salonu” olarak betimlediği bu meydan dünyanın en güzel şehri olan Venedik’in en güzel meydanı. Venedik sokaklarında yürürken birçok yerde San Marco Meydanı yönlendirmelerini görebilirsiniz. Birkaç saat yürüdükten sonra bir an önce görmeyi beklediğim meydana girince neye uğradığımı şaşırdım. Koca meydan rahip, rahibe ve din adamları ile doluydu ve Papa gibi adamlar bir konuşma yapıyordu. Anlaşılan dini bir tören yapılıyordu. Kendimize bir köşe bulup olan biteni izlemeye başladık. Konuşmalar yapılıyor, müzikler çalınıyor, şarkılar söyleniyor ve sürekli alkışlar kopuyordu. Yaşlı rahibeler onları izleyen kalabalığa gülücekler saçıyordu. Meydan hınca hınç doluydu ve herkes bembeyaz giyinmişti. Gerçekten çok etkileyiciydi… Daha sonra bu seramoninin ne olduğunu araştırsam da maalesef bir bilgiye ulaşamadım. Bu dini tören sonrasında havaya rengarenk balonlar bırakıldı, gerçekten çok güzeldi.

Bu değişik deneyimden sonra meydanı keşfetmeye başladık. Altın sarısı renkteki işlemelerinden dolayı Altın Bazilika olarak anılan San Marco (Basilica di San Marco) Bazilikasını, Bazilikaya bitişik olan ve beyaz renkli mermerden yapılan, yaklaşık 900 yıl boyunca Venedik Cumguriyeti’nin merkezi sayılan Dükler Sarayını (Palazzo Ducale), Venedik’in en yüksek yapısı olan Çan Kulesini (Campanile di San Marco) ve Saat Kulesini (Torre Dell’Orologio) San Marco meydanında görebilirsiniz.

San Marco meydanında bulunan ve 1720 yılında inşa edilen Caffe Florian, beyaz ceketli ve siyah papyonlu jilet gibi giyinmiş garsonları ile ilk bakışta hemen dikkat çekiyor. Caffe Florian benim bu zamana kadar gördüğüm ve hayranlıkla her detayını incelediğim tek cafe! Fakat bir cappuccinoya 10€ vermek istemediğimden oturmadım. Açıkçası gereksiz pahalı olduğunu düşünüyorum fakat sonradan öğreniyorum ki bu cafe Goethe, Hemingway ve Twain gibi pek çok ünlü kişinin kahve içmeye gittiği bir cafeymiş <3

San Giovanni in Bragora

Vivaldi’nin vaftiz edildiği San Giovanni in Bragora kilisesinin önünde minik bir meydan ve etrafında birkaç cafe var. Bildiğiniz üzere İtalya aynı zamanda çeşmeler şehri olduğundan meydanda bir de küçük bir çeşme var. Sakin ve huzurlu bu meydana uğramadan dönmeyin derim.

Campo  Santa Maria Formosa

Santa Maria Formasa Kilisesinin de içinde bulunduğu bu meydan küçük meyve ve çiçek tezgahlarının olduğu, etrafında cafelerin olduğu, akşamüzeri vintage kıyafet ve objeler satan lokal satıcıların bulunduğu bir meydan. Oldukça keyifli ve canlı. Bu meydanı görmeden dönmeyin!

Campiello flaminio corner

Bu küçücük ama unutulmaz anlar geçirdiğimiz meydanı tamamen tesadüfen bulduk. Ayaklarımız bizi nereye götürdüyse o yönde gittik ve bu küçük meydana çıktı yolumuz. Yolunuzu bu meydana akşamüzeri düşürün çünkü o saatlerde burada canlı klasik müzik dinletisi oluyor. Böyle söyleyince çok havalı duruyor değil mi fakat bu sokak sanatçıları tarafından yapılıyor. Meydanda bulunan tek bir cafe var ve dışarıda sadece 3 masası var. Şansımıza oturduk ve o anın keyfini prosecco eşliğinde sonuna kadar yaşadık. Küçücük meydan bu canlı müziği duyup gelen insanlarla dolup taşarken bir kez daha Venedik’in ne kadar muhteşem bir şehir olduğunu düşündüm…

Gondol sefası

Diyelim ki İtalya’ya gitmeyi düşünüyorsunuz fakat hangi şehre gideceğinize karar veremiyorsunuz. Tek söyleyeceğim şey Venedik’ten başlayın. Fakat uçak biletinizi almadan önce gondol paranızı bir kenara koyun ve sonra uçak biletinizi alın. Venedik’e gidip gondol keyfi yapmadan dönmeyin. Evet çok pahalı, aşırı pahalı ama inanın değiyor.

San Marco meydanından deniz kenarına inilen kısımda gondolcuları bulabilirsiniz. İki kişilik 45 dakikalık gondol sefası 120€. İnanın gondol gezisi yapmak aklımın ucundan bile geçmemişti fakat sokaklarında kaybolduğum bu şehri bir de gondoldan izlemeden dönemezdim. Sempatik gondolcumuz Mario eşliğinde bir de gondolla gezdik bu muhteşem şehri. İnanılmaz keyifli ve bilmiyorum neden ama inanılmaz romantik. Mario’nun attığı naralar eşliğinde daracık kanallardan geçip köprülerin üzerinde el sallayan insanlara biz de el salladık. Binaların bu kadar yakınından geçmek ve suyun üzerine kurulu bu şehri gondolla gezmek eşsiz bir deneyimdi. Hayatımda unutamayacağım anlardan biriydi…

Yemelik İçmelik

Ne yazık ki Venedik’te şunu yemeden dönmeyin, burada şunu yiyin diyebileceğim bir şey yok. Venedik aşırı pahalı bir şehir. Büyük Kanal kıyısında birçok restoran bulabilirsiniz. Biz de o restoranlardan birini denedik ve açıkçası memnun kalmadık. Sanırım hayatımda yediğim en kötü risottoydu! O yüzden bu konuda maalesef bir önerim yok.

Yazılarımı sizleri sıkmayacak şekilde ve çok uzatmadan yazmaya çalışıyorum başarılı olabiliyor muyum bilmiyorum fakat Venedik ile ilgili en kısa bu kadar yazabildim :) Venedik bu dünyada görebileceğiniz en güzel şehirlerden biri ve orada tek yapacağınız şey haritayı cebinize koyup ayaklarınızın sizi götürdüğü yere gitmeniz. Her bir detayına hayran kaldığım bu şehre tekrar gitmek için sabırsızlanıyorum! Gidin, görün ve Venedik sokaklarında kaybolun …

İtalyan rüyasına nasıl başladık yazım için tıklayınız.

Kızıl şehir Bolonya yazım için tıklayınız.

Evrenin mucizesi Venedik yazım için tıklayınız.

Sevgiler

 

İtalyan Rüyası: Venedik” hakkında 2 yorum

    1. Çook teşekkür ederim, beğenmenize çok sevindim :) Şehir haritasını mı? yoksa İtalya road trip haritasını mı?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir