Skip to main content

Viyana’da Yapılacak 13 Şey

Viyana gözlerimi kapatıp hayalini kurduğumda sokaklarından müzik taşan, gösterişli mimariye sahip, nazik insanları olan ve kahve evlerinden dışarıya sızan kahve kokusu ile hayal ettiğim bir yerdi. Beklentimi de bu çerçevede belirleyince ilk defa bir seyahatimde hayal kırıklığı yaşadım. Hatta bu düşüncemi Instagram hesabımda paylaştığımda tepkiler aldım. Viyana’ya haksızlık ettiğimi düşünenler mi dersiniz, orayı bir turist gibi gezdiğimi iddia edenler mi dersiniz açıkçası bu tepkilere de şaşırdım.

Peki, Viyana’yı neden sevemedim?

Müzik tarihinin en büyük bestecilerinden Mozart, Vivaldi, Schubert gibi isimlerin doğduğu bu şehrin sokaklarına yayılmış sokak sanatçıları hayal ediyordum fakat Viyana’nın yürüyerek altını üstüne getirmemize rağmen sadece birkaç tane sokak sanatçısına denk geldik.

Floransa’daki Santa Maria Katedralini gördüğüm zaman mimarisi, işçiliği ve detayları karşısında heyecandan kalp atışlarım hızlanmıştı. Fakat Viyana’daki en önemli yapılardan biri olan Schönbrunn Sarayı’nın mimarisi bile o kadar sade ve basitti ki bir kere daha hayal kırıklığı yaşadım. Beklentim bol varaklı, bol detaylı, bol işçilikli yapılardı. Ben görmedim.

Bu zamana kadar seyahat ettiğim yerlerde karşıma çıkan en kaba ve en soğuk insanlar Viyanalılardı. Soğuk insanları ile ünlü Bulgaristan’da bile daha sıcak insanlarla karşılaştık. Garsonlar mesela, kahveyi masanıza koymuyor; fırlatıyor adeta. Viyana’nın filmlere konu olmuş meşhur dönme dolabına binmek için online bilet almıştık. Bileti print etmediğimiz için ve barkod sistemleri çalışmadığı için bizi içeri almadılar mesela. Üstelik doğrulama kodu ile kendisi print alıp bize yardımcı olabilecekken. Diyeceğim o ki hiç yardımsever ve nazik insanlar çıkmadı karşımıza.

Viyana’daki kahve evleri mi? Bir dakika orada bi’ duralım. Zira bu şehirdeki en en en sevdiğim şey kahve evleri, kahve ve pastalar, kekler oldu…

Sevmediğim şeyleri sayfalarca yazmaya gerek yok. Gelelim bu şehirdeki en sevdiğim şeylere…

  1. Figlmüller’de şinitzel ye!

Johann Figlmüller’in hikâyesi klasik bir hikâye. 1905 yılında St. Stephen’s Katedralinin hemen arkasındaki sokakta; küçük, taverna tadında bir yerde doğar şinitzel. Ev yapımı şarapları, basit ama lezzetli yemekler içeren menüsü ile kısa sürede Viyanalıların gelip, sohbet edip, yemek yedikleri bir yer halini alır ve bu gelenek bugün 4. Figlmüller jenerasyonu tarafından hala devam ettirilir.

Ben tavuk etini pek sevmem hatta şinitzeli sevdiğimi bile söyleyemeyeceğim ama Viyana’ya gelmişken Figlmüller’de şinitzel yemeden olmaz dedim. İyi ki demişim çünkü çok beğendim. Hem kuru değildi hem incecikti hem de yağlı değildi. Figlmüller’de şinitzel olması gerektiği gibi 30cm çapında ve tabağın etrafını taşacak şekilde servis ediliyor. Eğer çok aç değilseniz bir porsiyonu iki kişi paylaşabilirsiniz. Yanına büyük patates salatası ve ev yapımı şaraplarından söylemeyi unutmayın!

Bir de tabii ki gitmeden birkaç gün önce rezervasyon yaptırmayı. Zira rezervasyonsuz yer bulmanız mümkün değil.

Adres: Wollzeile 5, 1010 Vienna

Bilsen iyi olur: Figlmüller her gün 11:00-22:30 arasında açık fakat mutfak saat 21:30’da kapanıyor.

  1. Cafe Mozart’ta kestaneli mus ile kendinden geç!

Viyana’nın kahve evleri bir filmin platosu gibi. Tarih dışarıda 2016 yılını gösterirken kahve evlerinde 1920ler yaşanıyor adeta. Graham Green ünlü senaryosu The Third Man’i Cafe Mozart’ta yazmış. İnanın içeride bir köşede hala Graham Green oturuyormuş gibi. Döşemeler, mobilyalar ve papyonlu garsonlar dışında içeride her şey 1929 yılından beri orada… Menüden bir Wiener Mélange ve kestaneli mus söyleyip, Cafe Mozart’ın atmosferinin tadını çıkarın.

Adres: Albertinaplatz 2 A-1010 Vienna

Bilsen iyi olur: Hergün sabah 08.00’den gece 12.30’a kadar açık. Kahvaltı için giderseniz saat 11.30’a kadar kahvaltı servisi var.

  1. Schönbrunn Sarayı içindeki Palmenhaus’ta egzotik dünyanın keyfini çıkar!

Viyana seyahatiniz için araştırma yaptıysanız Schönbrunn Sarayının adını tüm listelerde görmüşsünüzdür. Şehir merkezine en uzak tarihi yapı olarak beni buraya getiren şey saray değil sarayın içindeki botanik bahçesi oldu. Zira botanik bahçelerinde vakit geçirmeyi çok seviyorum. Vatikan’ın tek başına kapladığı alandan daha büyük bir alana kurulan Schönbrunn Sarayının bahçesinde bulunan Palmenhaus adeta bir cennet. Kendi içinde üç bölüme ayrılıyor ve yeşilin bin bir tonuna ev sahipliği yapıyor.

Bu zamana kadar gördüğüm en renkli bitkilerin bulunduğu botanik bahçelerinden biri olan Palmenhaus, Viyana’da göreceğiniz en güzel yerlerden biri.

Adres: Schlosspark Schönbrunn, 1130 Viyana

Bilsen iyi olur: Haftanın 7 günü 09.30-17.30 saatleri arasında açık. Giriş ücreti 5 euro. Hemen karşısında bulunan Deset House’u vaktiniz varsa görün. Bizim vaktimiz kısıtlı olduğundan sadece Palm House’u gezdik.

  1. Bu bildiğin bizim haşlama yemeği deme, bir akşam yemeğini Plachutta’da ye!

Plachutta, haşlama et yemekleri ile ünlü bir restoran. Yemek haşlama olunca daha salaş bir ortam hayal ediyorsanız, yanılıyorsunuz. Oldukça şık bu restoranda yer bulmak çok zor o yüzden baştan söyleyeyim rezervasyon şart!

Masaya oturduktan sonra iki garson geliyor ve önce masanızı hazırlıyorlar. Beyaz masa örtüsü seriliyor ve masaya bardaklar, tabaklar ve çelik bir ısıtıcı taban konuluyor. Haşlama yemeklerinin yapılış şekli hepsinde aynı tek farkı etin türü. Kimisi daha yağlı, kimisi daha yağsız… Etler ile ilgili bilgiyi edindikten sonra biri yağlı (Tafelspitz) diğeri az yağlı (Magares Meisel) iki çeşit et söyledik.

Plachutta’da yemekler masanıza bakır tencerelerle servis ediliyor. Yardımcı yemek olarak patates püresi beraberinde geliyor ve yine iki garson öncelikle yemeğin suyu ve sebzelerini çorba olarak içmenizi istiyor. Sonrasında ise et, patates püresi ve etle birlikte kaynatılan kemiğin ilik kısmı tabağınıza koyuluyor. İliği kemikten ayırıp, tuzlamanız ve ev yapımı ekmek diliminin üzerine koyup yemeniz tavsiye ediliyor :) Bu zamana kadar yediğim en ilginç şey bir zebra etiyken onun yerini ilik alıyor. Şaka şaka bence hala zebra eti açık ara önde :)

Hem restoran hem servis hem de yemeklerden çok memnun kaldık!

Adres: Wollzeile 38, 1010 Viyana

Bilsen iyi olur: Hergün 11.30’dan 12.00’ye kadar açık. Rezervasyon şart. Fiyatlar euro’yu türk lirasına çevirirseniz pahalı çevirmezseniz normal :)

  1. Gustav Klimt’in The Kiss isimli ünlü tablosunu dünya gözüyle görmek için: Belvedere Sarayı!

The Kiss diye okuyunca belki aklına gelmemiş olabilir ama aşağıdaki fotoğrafa bakınca ne demek istediğimi anlayacaksın. Gittiğim yer eğer ünlü bir esere ev sahipliği yapıyorsa o eseri dünya gözü ile görmek istiyorum. Belvedere Sarayına ise sadece Gustav Klimt’in The Kiss tablosunu görmek için gittim. Beklediğimin aksine tablonun boyutları büyüktü. Mona Lisa’yı görünce küçük bir şok yaşamıştım zira. Tabloya bakınca ne görüyorsunuz? Ben çiçek tarlası, dizlerinin üzerine çöküp öpüşen aşk dolu bir çift…

Adres: Prinz Eugen-Straße 27, 1030 Viyana

Bilsen iyi olur: Haftanın her günü sabah 10.00 akşam 6.00 saatleri arasında açık.

  1. Cafe Landtmann’da smokinli garsonların sizi kapıda karşılaması ile güne başlayın!

Yağmurlu bir günün sabahında kapısını çaldığımız Cafe Landtmann’da smokinli garsonların bizi karşılaması ile başladı günümüz. İçeriye doğru yürüyüp ana salondan içeri girerken kendimi bir kahve evine değil de sarayın yemek salonuna giriyormuşum gibi hissettim. Güne harika başlangıç yapmak için Cafe Landtmann’a gelip kahvaltı yapabilirsiniz. Yok, ben kahvaltımı yaptım derseniz enfes pastalarından, turtalarından, keklerinden yiyebilirsiniz.

Freud’un en sevdiği kahve evi olan Cafe Landtmann’da keyifli zaman geçirme ve lezzet garanti!

Adres: Universitätsring 4, Viyana

Bilsen iyi olur: Haftanın her günü sabah 7.30’dan gece 12.00’ye kadar açık.

  1. Huzur içinde öğle yemeği için istikamet Cafe Palmenhaus!

Cafe Palmenhaus’u evinde kaldığımız kişi önerince ve çok huzurlu bir yer diye ekleyince, ee biz de huzura hasret olunca bir öğle yemeğini Cafe Palmenhaus’ta yedik, ne de iyi ettik.

Bir botanik bahçesi sevdalısı olarak ben buraya ba yıl dım!

Viyana’nın şehir merkezinde bulunan bir parkın içindeki botanik bahçesinin bir restorana dönüştürüldüğünü hayal edin. Yapı tamamen cam ve çelikten oluştuğu için içeriye giren gün ışığı ve içerideki palmiyeler, bitkiler, yeşiller ortaya gerçekten de huzurlu bir yer çıkartıyor. Saatlerce oturup etrafı izlemek istedim; o kadar sevdim burayı. Yemek menüsü çok zengin değil. Fakat şarap menüsü için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Bence Cafe Palmenhaus’ta bir yemek yemeden Viyana’dan dönmeyin. Tamam, tatlı da olur.

Adres: Burggarten 1, Viyana

Bilsen iyi olur: Pazartesi-Perşembe günleri arasında sabah 10.00 gece 12.00, Cuma günü sabah 10.00 gece 01.00, Cumartesi sabah 09.00 gece 01.00, Pazar günü sabah 09.00 gece 11.00 saatleri arasında açık.

  1. Birbirinden leziz sokak yemekleri, en renkli manav tezgâhları ve taze çekilmiş kahve için: Naschmarkt. Üstelik bonusu da var: Bitpazarı!

Açık hava pazarlarını gezmeyi çok seviyorum. Çünkü hem seyahat ettiğim yerde yaşayan insanların hayatını gözlemleyebiliyorum hem de birbirinden farklı lezzetlere tek bir çatı altında ulaşıyorum. Naschmrkt, Viyana’da en sevdiğim yerlerden biri oldu. Bir köşede Thai yemekleri yapan küçük ve salaş restoranlar varken diğer yanda beyaz masa örtülü ve pırıl pırıl şarap kadehli masaların bulunduğu balık restoranları var. Üstelik hem akşamı hem de gündüzü ayrı güzel. Tavsiyem vaktiniz varsa her iki zamanda da görmeniz. O kadar vaktim yok derseniz gündüz gidin. Birbirinden canlı renkleri ile sebze-meyve tezgâhlarını görüp kahvecilerden taze kahve çektirebilirsiniz üstelik. Ama en nefisi bizim gibi Cumartesi sabahı gitmeniz. Çünkü bonusu da var; Bitpazarı!

Sadece Cumartesi günleri kurulan Viyana’nın en büyük bitpazarı Naschmarkt’ın sonunda. Sabah 6.30’dan akşam 6.30’a kadar açık. Benim seyahat edeceğim yerlere gitmeden araştırdığım şeylerden biri de bitpazarları. Ne avlıyorum diye sorarsanız öncelikle koleksiyonum için yer küresi, sonrasında ne kalbimi çalarsa. Mesela Viyana bitpazarından uzun zamandır sahip olmak istediğim seramik yer küresini buldum. Üstelik pazarlıkla 80 euro’dan 50 euro’ya satın aldım. O yüzden pazarlık şart :)

Adres: Naschmarkt, Viyana

Bilsen iyi olur: Londra’daki Portobello pazarından sonra gördüğüm en kalabalık bitpazarı. Erken gitsen iyi olur.

  1. Dünyanın en hafif ve en lezzetli çikolatalı keki için Cafe Sacher!

Kapısında her daim kuyruk var. Kuyruk beklemeyi sevmeyen biz bile Viyana soğuğunda dışarıda bekledik. Değdi mi? Sonuna kadar. Dünyanın en hafif ve en lezzetli çikolatalı keki burada! Ben çikolatalı kek diyorum ama bu kahramanın asıl adı: Original Sacher Torte. Sacher Torte’yi Viyana’da hemen hemen her yerde bulursunuz ama onu asıl yeri olan Cafe Sacher’de yemelisiniz.

Kısaca hikâyesini de anlatmak isterim. 1832 yılında bir Avusturya Kralı, Hotel Sacher’de farklı bir tatlı yemek istediğini söyler. Baş aşçı hastadır ve bu görev 16 yaşındaki aşçı yardımcılarından Franz Sacher’e düşer. Eldeki malzemeleri kullanarak ortaya dünyanın en lezzetli çikolatalı kekini çıkarır. Sacher Torte tarifi hala bir kasada saklanıyor ve sadece Sacher ailesinden birkaç üye bu tarifi biliyor. Tarif size kalsın, yeter ki bu nefis keki yapmaya devam edin…

Cafe Sacher, dünyaca ünlü otel olan Hotel Sacher’in hemen yanında yer alıyor. Pek tatlı bayan garsonların çalıştığı, iç tasarım olarak bu zamana kadar gördüğüm en gösterişli, en nefis detaylara sahip kafelerden.

Gidin, o kuyrukta bekleyin ve o keki yiyin!

Adres: Philharmoniker Str. 4, Viyana

Bilsen iyi olur: Her gün sabah 08.00’den gece 12.00’ye kadar açık.

  1. Viyana’da İtalyan mutfağı olur mu demeyin; önyargılarınızı bir kenara bırakın ve bir akşam Ristorante Danieli’de İtalyan mutfağına misafir olun!

Tam bir İtalyan mutfağı hayranıyım. Adamlar ne yapsa lezzetli mi olur? Oluyor. Bu yüzden her yıl mutlaka bir İtalya koyuyoruz seyahat planımıza ama İtalya’ya gitmeye daha varken soluğu Viyana’daki Ristorante Danieli’de alıyoruz.

Restoranın lokasyonu, servis, garsonlar, yemekler, şarap her şey ama her şey nefisti. Hem yemek menüsü hem de şarap menüsü çok zengin. Başlangıç olarak söylediğimiz prosciutto di parma taze taze kesilerek geldi masamıza. Yemek olarak tercihimi pirincin aldığı en güzel hal risottodan yana kullandım. Şarap menüsünde Toskana şaraplarını görünce bir Chianti içmeden olmaz dedim ve son vuruşu ise panna cotta ile yaptım. Şimdi yazınca bile heyecan yaptım!

Adres: Himmelpfortgasse 3, Viyana

Bilsen iyi olur: Yılın her günü sabah 10.00’dan gece 12.00’ye kadar açık. Girişte, hemen cam kenarında bir masa var. Duvarda şahane bir resim var. Orada oturun :)

  1. Tek başına Viyana’ya gelme sebebi: Cafe Central!

Ünlü Sovyet politikacı Trotsky’nin satranç oynadığı, Edebiyat Nobel ödülü sahibi ünlü yazar Karl Kraus’un arkadaşları ile sohbet edip, kahve içmek için geldiği, Lenin’in devrim öncesinde fikirlerini oluşturduğu ve 1876 yılından beri Herrengasse sokağı üzerinde varolan Cafe Central tek başına Viyana’ya gelme sebebiniz olabilir.

3 günlük Viyana seyahatimizde iki kere gidip uzun uzun oturduğumuz, kahvelerimizi yudumlarken mermer sarnıçlarla kaplı duvarlarını izlediğimiz, bir kerede üç porsiyon tatlı yediğimiz Cafe Central bu zamana kadar gördüğüm en harika kafe!

Kapısında her daim kuyruk var. O kuyruğu beklemeyeceksin de n’apacaksın Allah aşkına?

Adres: Herrengasse 14, Viyana

Bilsen iyi olur: Pazartesi’den Cumartesi’ye 7.30-10.00 saatleri arasında, Pazar günü sabah 10.00 akşam 10.00 saatleri arasında açık. Rezervasyon yaptırabilirsiniz. Gitmeden kesinlikle dönmeyin.

  1. Hayatınızın en kaba garsonu ile tanışmaya hazır mısınız? Hayır mı? Peki, bi’ Apfelstrudel versem? Cafe Prückel

Gerçekten abartmıyorum! Ben hayatımda bu kadar kibirli insanın bir araya toplandığı başka bir yer görmedim. Cafe Prückel pek nostaljik bir yer. Apfelstrudel’i ise pek meşhur. Ambiyansı da harika ama garsonlara sipariş vermeye çalışırken bir azar işitmediğimiz kaldı. Fakat Apfelstrudel yemeye gidilir. Gerçekten bak :)

Adres: Stubenring 24, Viyana

Bilsen iyi olur: Haftanın her günü sabah 8.30’dan akşam 10.00’a kadar açık.

  1. İster Opera House’ta, ister Wiener Konzerthaus’ta bir konser izleyin.

Hatta yeterince şanslıysanız bizim gibi harika bir caz konserine denk gelin. 2016 Grammy En İyi Caz Vokal Albümü sahibi Cecile McLorin Salvant konserini Wiener Konzerhaus’ta izlemek inanılmaz harika bir deneyimdi. Bu hayatta Amy Winehouse’u canlı dinleyemediğim için üzüldüğüm bir anda karşıma böyle bir fırsat çıkardığı için canım evrene buradan öpücüklerimi yolluyorum.

Viyana’ya gidin. Zira kahve içmek için daha güzel bir yer olamaz…

p.s: Viyana’ya gitmeden Before Sunrise filmini izleyin derim.

Dünya benim evim’i facebooktan, instagramdan ve twitterdan takip edebilirsiniz.

Avusturya ile ilgili diğer yazılarıma aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Graz Gezi Rehberi

Bir Masalın İçinde: Hallstatt Kasabası

Sevgiler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir