Skip to main content

Merhaba Sınır Kapısı Tanıştığımıza Memnun Oldum!

Telefonum çaldı, açtım; hayatım İskeçe Karnavalı’na gidelim mi dedi, İskeçe neresi dedim, Yunanistan’da bir yer dedi. Nasıl gideceğiz dedim, turla dedi ve ben tur kelimesini duyunca direk soğudum. Çünkü bir tur tecrübem var ki felaket, onu da bir ara anlatırım ama ilk ve sondu zaten derken Cemal de o deneyimi yaşamasına rağmen büyük bi cesaretle bana tur dedi, neden turla gidiyoruz dedim meğer Turkcell çalışanlarına e mail atıyor, işte şöyle şöyle kampanyalar var bilgin olsun diyor o kampanyalardan biri de n11.com’daki turlarda geçerli, Turkcell profosyoneller kulübü üyelerine 300 tl indirim uyguluyor ve İskeçe Karnavalı turunun fiyatıda 359 tl ve bu indirimi kullanınca biz bu turu 59 liraya aldık ama satın alırken neyse ya alalım olmadı gitmeyiz diye aldık. Nitekim son güne kadar acaba aldığımız tur gerçek mi sahte mi diye düşünmedik dersem yalan olur. Ofis çıkışı Cuma akşamı Yıldız caminin önünde toplanan emekli teyzeler ve amcalar topluluğu ile bindik bir alamete.

otobüse yeni bindik

Önüm, arkam, sağım, solum amca ve teyze. Benim enerji buhar oldu havaya uçtu. Bir yandan yeni yerler görme isteği diğer yandan emekli teyzeciklerle otobüslü yurtdışı turu dedim ki “Öznur her şey bi deneyim boşveeer bunu da deneyimle!” Siz böyle dememe bakmayın Cemal’in başının etini yedim ya uyudum ya bır bır bır şikayet ettim durdum.

Yunanistan doğumlu Batı Trakya Türkü tur rehberimizin mikrofonu eline alıp Trakya aksanıyla konuşmaya başlamasıyla gözlerimi açtığımda sınırdaydık! İlk defa Türkiye’den başka bir ülkeye kara yoluyla gidiyordum ve ilk defa sınır geçecektim. Sınır deyince aklımda kalan en son şey lisede coğrafya sınavında sorulan “Kaç tane sınır kapımız vardır ve bunların isimleri nedir sorusu?”. Neyse dedim içimden çok şikayet ettim ama sınır kapısını da böylelikle görmüş oldum.

İndik otobüsten ve sınırımızın kapısındaki polislere pasaportumuzu göstermek üzere sıraya girdik. Pasaport kontrolünden sonra otobüsümüze bindik ve Meriç Nehri üzerindeki köprüden geçerek Yunanistan sınırına geldik. Bu arada Meriç Nehri üzerindeki bu köprünün yarısı kırmızı-beyaz diğer yarısı ise mavi-beyaz boyalıydı ve her iki ülkeye ait 2 asker nöbet tutuyordu. Üzüldüm onlara…

Şimdi sıra Yunanistan sınırını geçmekteydi. Tur rehberimiz bize biraz Yunanistan’dan ama daha çok Batı Trakya Türklerinden bahsetti ve burada biraz bekleyeceğiz dedi. Gece 3 falandı artık biran önce Selanik’e varmak istiyordum zira otobüs koltuğunda iki büklüm uyumaktan gerim gerim gerilmeye başlamıştım, madem bekleyeceğiz biraz daha uyuyayım dedim ve uyumaya başladım. Ara ara gözümü açıyordum ama otobüs sanki hiç gitmiyordu derken bi uyandım sabah 7 ve biz hala Yunanistan sınır kapısındayız!!!!! Meğer tüm gece boyunca orada uyumuşuz! Bi yandan sakinliğimi korumaya çalışıyorum diğer yandan saçtığım negatif enerji ile ne bekliyordum diye kızıyordum kendime.

Şaka gibi ama biz gece 3’te sınıra varıyoruz ve sınır kapısındaki Yunan polisler sabah 6’da nöbeti devralıyorlar. Programın gerisindeyiz ama öyle böyle değil çünkü Selanik’e tur rehberinin deyişi ile 2 bizim deneyimimiz ile 4 saat yolumuz var! ama en bombası Yunanistan sınırındaki vize kontrolü onu anlatmadan olmaz.

Bizim pasaportlar toplandı ve kontrol için Yunan polisine götürüldü, Yunan polisi giriş mühürünü bastı ve pasaportlar tekrar bize geldi, ne polis bizi gördü ne de biz polisi. Ben hayatımda böyle bi ülkeye giriş, böyle bi kontrol(süzlük) görmedim.

sınır kapısı

Sınırda “refreshment” isimli 50 yıl öncesinden kalmış haliyle, kırık Türkçeli Yunan kadın çalışanları ile çay-kahve içebileceğimiz bi yer vardı. Pasaportlarımız kontrol edilirken biz burada çay içip ıspanaklı börek yedik ama tuvaletlerdeki muslukların bile sökülü olması emekli teyzeciklerimi zor duruma düşürdü ve yola çıkar çıkmaz bi çiş molası vermek zorunda kaldık. 5 dakika mecburi verilen mola teyzelerin tın tın hareket etmesinden dolayı 25 dakika sürüyordu. Artık enerjinin en negatifini saçıyordum etrafa ve bir an önce bu işkence bitsin diyordum.

yunanistan sınır kapısı

Biraz ilerledik, oh neyse gidiyoruz diye sevinirken tur rehberimiz Sedatçığımın mikrofona yapışarak kurabiye fabrikasına geldik demesiyle yerimizden fırlıyorum. Kavala kurabiyenizi bu kurabiye fabrikasından alabilirsiniz diyince “Aaa neyse ya iyimiş en azından Kavala kurabiyesi alayım diye otobüsten aşağı iniyorum ve tanrım o da ne! Kurabiye fabrikası deyince aklınıza ne geliyor, böyle mis gibi kavrulmuş fındık, badem kokusu, üretimi görebildiğiniz bi yer, aynı zamanda satışın yapıldığı bi alan ama burası bildiğin benzin istasyonu ve yol üzerindeki minicik ve kapılarında tüm Türk otobüs ve tur şirketlerinin reklamlarının bulunduğu bi dinlenme tesisiydi.

sözde kurabiye fabrikası

Orda film koptu, uykusuzluk, sinir, gerginlik bir an önce geri gitmek istiyordum ve sinirden çıldırıyordum! Neyse ki otobüse bindik ve daha fazla mola vermeyerek Cumartesi günü saat 13:30’da Selanik’e vardık!
İyi deneyimlerimi paylaştığım gibi olumsuz deneyimlerimi de sizlerle paylaşmak istedim ama tüm olumsuzluklar buraya kadardı :)
Herşey bir deneyim…
P.S: Ben Selanik yazımı önümüzdeki hafta içi yazmaya çalışacağım, şimdi uyumam lazım zira yarın Kopenhag’a gidiyorum, öpücükler!

Dünya benim evim’i facebooktan ve instagramdan takip edebilirsiniz :)

12 Saatte Selanik’i Nasıl Gezdim yazım için tıklayınız.

İskeçe Karnavalı yazım için tıklayınız.

1,5 Saatte Kavala’yı Nasıl Gezdim yazım için tıklayınız.

Tasos Adası yazım için tıklayınız.

10 Maddede Atina Rehberi yazım için tıklayınız.

Halkidiki Gezi Rehberi yazım için tıklayınız.

Denizden babam çıksa yerimcilerin cenneti: Yunan mutfağı yazım için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir